Ulusalda olsun, yerelde olsun bölgemizde yüzlerce gazeteciyizdir biz. Sizlere haber yaparak olayları aktaran, yaptığımız haberlere yorumlarımızı katan. Yüzlerce insanızdır emeğini mesleğe katan, ekmeğini bu meslekten kazanan.
Doğruyu yazarız, yanlışı yazarız, doğru yazanımız vardır, eğri yazanımız vardır. Kimi ne göre doğru dediğimiz yanlıştır! Kimi ne göre de yanlış dediğimiz mutlak doğrudur.
Mesleğimizin yelpazesi çok geniştir. Paralı yazanımız vardır, parasız yazanımız vardır. Fanatik olanımız vardır fena tik olanımız vardır. Burada habercidir adımız, Fransa’da Jurnalci! Kafası bozulan jurnalci diye çağırır bizi, sonuç aynıdır. Yani haber uçururuz…
Dokunduklarımız vardır bizim, dokunamadıklarımız! Polis baskısı, mahalle baskısı varken üzerimizde haberimizi, yarının baskısına, yetiştirme baskısı ile yaşarız biz.
Tek bir gerçek vardır! Haberini yaptığımız insanların, kurumların, şirketlerin dışında kimse sorgulamaz bizi.
Kendisine haber götürdüğümüz insanlar ise ne haberi sorgular, ne de haberini yaptığımız insanı.
Bizi sorguluyorlar…
Neden?
Ehemmi mühimden ayırmak becerisini gösteremediğimiz için!
Kim bunlar?
Yani biz, bizler, az yanım, biraz önüm, biraz ardım, arkadaşım, komşum. Kısacası Halk…
Anarşizm de başyapıt bir söz vardır. “Halka rağmen halk için” der. Bizim durumumuzu da çok güzel ifade ettiğini zannediyorum.
Yapılan haberin niteliği değil, niceliği üzerinde durulduğu için gazeteci daima haberden önce ve de önde tutulmuştur. Haberin neden yapıldığı değil de! Niçin yapıldığı sorgulanmaktadır. Götürmüştür ya da götürememiştir.
Bizim “Hırsız” dediğimize “kahraman” muamelesi yapmaktan geri kalmaz.
Kendisini bir an haberin içine koymaktan da geri kalmaz.
“Gazeteci bu haberi niçin yapmıştır?” sorusunu sormaya başladığında haberin içinde kendi saffını çoktan belirlemiştir.
Yalakalık müessesi devreye girer ve bizler tek celse de infaz ediliriz!
Yine ünlü bir söz ile veda edelim.
Savaş borazanları öterken flütlerin sesi pek duyulmaz…